Çözüm Sürecindeki Önemli Eşik: Faili Meçhul Cinayet Davaları / Sibel Hürtaş

SİBEL HÜRTAŞ

Başından tek kurşunla öldürülen Savaş Buldan, üzerinde sigara söndürülüp naylon eritilerek işkenceyle öldürülen Hacı Karay, eşinin gözleri önünde katledilen Medet Serhat Türkiye’nin 1990’lı yıllardaki karanlık döneminin kurbanlarından bir kaçı. Bu faili meçhul cinayetlerin sorumlusu olarak gösterilen Mehmet Ağar ve ekibinin yargılandıkları dava ise gözlerden uzakta bitme noktasına geldi. İşin kötüsü Ağar ve ekibi bu dava sayesinde neredeyse aklanmak üzere. Basit bir dava gibi görünen dava bu haliyle Türkiye’nin geçmişiyle hesaplaşması önündeki en büyük engellerden biri olmaya şimdiden aday gibi görünüyor.

Bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen sürmekte olan faili meçhul cinayetler davasının geçmişi oldukça eskiye; Doğu’da neredeyse toplu katliamları ve işkenceleri; Batı’da ise faili meçhul cinayetleri kapsayan 1990’lı yıllara dayanıyor. Bu süreçte Kürt sorununun şiddetle çözümünü hedef alan devlet politikaları kapsamında istihbarat birimleri de PKK ile mücadele adı altında örgüte yardım ettiği öne sürülen bazı iş adamlarının listesini hazırlamıştı. Hala resmi olarak ortaya çıkmayan ancak varlığına kesin gözüyle bakılan bu listeler, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in 4 Kasım 1993’te yaptığı  ‘PKK’nin haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.[i]” sözleriyle tehdide dönüştü.  Bu açıklamadan sadece birkaç ay sonra Kürt iş adamları teker teker faili meçhul cinayetlere kurban gitmeye başladı[ii].

Hem öldürülenlerin aileleri, hem de diğer faili meçhul kurbanların yakınları; işkence mağdurları, dernekler ve vakıflar cinayetlerin peşini yıllarca bırakmadı. Ancak ne Savcılıklara yapılan suç duyuruları ne de başvurular sonuç vermedi. Faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmalar, tozlu raflarda çürümeye bırakıldı.

Ayhan Çarkın’ın İtirafları

Ta ki adı daha önce Susurluk davasında geçen özel harekatçı Ayhan Çarkın, bir gazeteye verdiği röportajda[iii], JİTEM’le birlikte Doğu’da ve İstanbul’da katliamlara dahil olduğunu itiraf edene kadar da inmedi. Ankara Savcılığına da ifade veren Çarkın, cinayetlerle ilgili ayrıntılı ifadeler verdi, 4 Haziran 2011’de de tutuklandı. Yaptığı itiraflarla İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu bazı özel harekatçıların tutuklanmasını sağladı[iv]. Çarkın’ın ifadelerinde adı geçen Mehmet Ağar, Korkut Eken gibi isimler ise bırakın tutuklanmayı, mahkemeye bile zor getirildiler.

Umutlu Bekleyiş

Çarkın’ın itirafları üzerine 60’ın üzerinde faili meçhul yakını Adliyelerde suç duyurularında bulundu. Basında yer alan tartışmalar, yakınlarını kaybedenlerin ve derneklerin yaptıkları incelemelerde elde edilen belge ve bilgiler Savcılıklara ulaştırıldı. Çocuklarının mezarlarını arayan annelerden, kocasının katiliyle göz göze gelmek isteyen Milletvekili Pervin Buldan’a kadar çok sayıda isim Adliye kapılarını aşındırdı. Ancak soruşturma sürecinde yaşananlar bu umut dalgasına yetişecek durumda değildi.

Örneğin bir rüzgarla tutuklanan özel harekatçıların tümü aylar sonra serbest bırakıldı. Davanın tek tutuklu sanığı Ayhan Çarkın da ifadelerini değiştirdi[v]. Soruşturma süreci tam 2.5 yıl sürdü ve bu süre içinde üç kez savcı değişti.[vi] Nihayetinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame bu yıl mahkemeye sunuldu[vii]. İddianamede Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken suç işlemek amacıyla örgüt kurmakla suçlanırken, aralarında Ayhan Çarkın’ın da bulunduğu diğer 16 sanıkla birlikte, 18 kişiyi öldürmekle suçlandılar[viii]. Bu gibi ciddi suçlamalara karşın, Ağar ve diğer sanıklar duruşmalara bile zor getirildi. Dahası, davanın tek tutuklu sanığı olan Ayhan Çarkın da temmuz ayında tahliye edildi[ix].

Şimdi Ne Olacak

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen faili meçhul cinayetler davası bundan sonra da devam edecek[x]. Ancak onlarca cinayetin sorumlusu olarak gösterilip de tek tutuklu sanığın kalmadığı, kurumların belge ve bilgi sunmadığı bu davanın, faili meçhul kurbanların ailelerinin acılarını dindirmesi pek olanaklı görünmüyor. Davayı başından beri büyük bir titizlikle izleyen Milliyet Gazetesi Adliye Muhabiri Türker Karapınar’a göre tehlike daha büyük. Dosyada Çarkın’ın itiraflarının dışında delil olmadığına dikkat çeken Karapınar, “Ağar ve ekibi sadece bu itiraflarla mahkum olamaz. Davada bir iki yıl sonra delil yetersizliğinden beraat kararı verilebilir. Dava böyle sonuçlanırsa hem sanıklar aklanmış olacak hem de Türkiye faili meçhul cinayetleri yargılama şansını kaybetmiş olacak. Tabi bu sırada zaman aşımı diye bir tehlike de var” diyor.

Türker Karapınar’ın, davaya ilişkin gözlemi ise şöyle:

“Dosyada, Ayhan Çarkın’ın itirafları dışında neredeyse delil yok. Oysa Savcılık isterse delillere ulaşabilirdi. Ancak böyle bir irade davanın başından bu yana ortaya çıkmadı. Savcılığın yazdığı müzekkerelere yanıt vermeyen kurumlar da gerekli iradeyi göstermedi. Bence cinayetlerin çözülebilmesi için yeterli delil ve belgeye ulaşılabilir. Ancak bunun için gerçek bir irade lazım. Eski vesayet sistemi, her zaman korunan isimler hala devlet tarafından sonuna kadar korunmaya devam ediyor. Susurluk sürecinde nasıl rüzgar esmediyse, bu davalarda da aynısı oluyor.”

Sonsöz

Bugün Kürt sorununda çözüm sürecini tartışan Türkiye’nin elindeki önemli ve büyük bir şanslardan biri bu davalardır. Türkiye, bu davalar üzerinden faili meçhul cinayetlerle yüzleşebilir, katilleri cezalandırabilir, kurban yakınları ve toplumun vicdanını rahatlatabilirse gerçek bir çözüm süreci başlatabilecektir.


[i] http://www.memurlar.net/haber/212160/

[ii]15 Ocak 1994’te Kürt iş adamı Behçet Cantürk, 25 Şubat 1994’te Avukat Yusuf Ekinci,  12 Mayıs 1994’te Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Namık Erdoğan, 3 Haziran 1994’te Savaş Buldan, Hacı Kıray ve Adnan Yıldırım, 11 Kasım 1994’te Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat, 15 Ocak 1995’te İran asıllı Asker Simitko ve Lazem Esmaili öldürüldü.

[iii] “Ayhan Çarkın Emniyette”, Radikal,  http://www.radikal.com.tr/turkiye/ayhan_carkin_emniyette-1044071 Çarkın’ın röportajından bir bölüm: “Güneydoğu’ya ilk gönderilen 320 kişilik Özel Harekât grubu içindeydim. 1990’a kadar bölgede kaldım. Hepimiz kana bulaşmıştık. Öyle korkunç şeyler yapıldı ki o halka. (…) B.. yedirdik bu millete. Tırnaklarını söktük, dilini yasakladık, biz bunu yaptık. (…) Pınarcık Köyü’nde bir katliam yaşandı. 16’sı çocuk 30 kişi katledilmişti. Pınarcık katliamını provokasyon amaçlı JİTEM’in oluşturduğu gruplar yaptı. Başbağlar katliamı, Bilan kazası olayı, Jave köyleri…Aynı ekip yaptı bunları. (…) Ben İstanbul’daki her baskında vardım. Perpa baskınında bir kız öldü, infaz edildi. Orada başka bir Ayhan vardı, o vurdu kızı. Sabahat Karataş olayında (Çiftehavuzlar) ben vardım. Bahçelievler’deki çatışmada imzamı attım. 15 kişi ölmüştü orada.”

[iv] http://www.radikal.com.tr/turkiye/susurluk_yeniden_tutuklandi-1059712

[v] http://www.milliyet.com.tr/ayhan-carkin-cark-etti-/gundem/detay/1708060/default.htm

[vi]http://www.gazetevatan.com/bir-savci-daha-degistirildi–432029-gundem/

[vii] http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/121399.aspx

[viii] İddianamede adı geçen maktuller şöyle: Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lütfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan, Faik Candan

İddianameden yargısız infazlarla ilgili bir örnek: Mahmut Yıldırım’ın adının geçtiği iki İranlının kaçırılıp öldürülmesi olayı:

“İbrahim Şahin’e bağlı Siirtliler grubu içerisinde yer alan şüpheliler Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu Ayhan Çarkın; teşekkül mensubu Mehmet Özbay kimliğini kullanan Abdullah Çatlı ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile de birlikte hareket ederek uyuşturucu madde ticareti yaparak PKK terör örgütüne maddi gelir sağladığını düşündükleri maktüller Lazem Esmaelli ve Askar Simitko’nun içinde bulunduğu Mercedes marka aracı tepe lambası  yanık polis otosu imajı verilmiş Toros marka araç olduğu halde yol/kimlik kontrolü görüntüsü ile durdurdu. Şüpheliler maktüllerin kimlik kontrolünü yaptıktan sonra, kendilerinin kullandığı toros marka araca alarak olay yerinden ayrıldı. Bu süreçte şüpheliler  Lacel Esmaili’nin kardeşi Ahmet Ecmaeli’den 30 bin Alman markı, 50 bin dolar para aldı. Şüphelilerin banka hesabına para yatıran maktül yakınları, makktüllerin serbest bırakılmasını bekledikleri süreçte şüpheliler  maktüllere silahla ateş etmek sureti ile öldürdü ve cesetlerini İstanbul ili Silivri ilçesi Kerev Deresi mevkiine attı.”

[ix] http://www.sabah.com.tr/Gundem/2014/07/12/ayhan-carkin-tahliye-edildi

[x] Davanın bundan sonraki duruşması 17 Ekim’de.

Yayınlanma tarihi

30/09/2014

Kategori Listesi