Mahsum Mızrak ve Enes Ata Davası İzleme Raporu – 26 Nisan 2018

Enes Ata (7), Mahsum Mızrak (17)

Özlem Zıngıl – 26 Nisan 2018

Mahkeme: Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2009/502

Arka plan bilgisi: 28-30 Mart 2006 Diyarbakır Protestoları

24 Mart 2006 tarihinde Muş ili Şenyayla kırsalında 14 PKK (HPG) mensubu kolluk kuvvetleri tarafından öldürülmüştür. Öldürülenlerden 4 kişinin cenazesi, Malatya Devlet Hastanesi’nde yapılan otopsi işlemleri sonrasında 28 Mart 2006 günü Diyarbakır’a getirilmiş ve Yeniköy Mezarlığı’na defnedilmiştir. Cenaze töreni esnasında kalabalığın üzerinden F-16 savaş uçakları ile askeri helikopterler uçmuş; kitle psikolojik olarak gerginliğe sürüklenmiştir.

Cenaze törenine katılan kitle mezarlık dönüşü, mezarlık güzergahında bulunan ve etrafında geniş güvenlik önlemleri alınan 10 Nisan Polis Karakolu önüne geldiğinde polis müdahalesiyle karşılaşmıştır. Panzerlerle kitleye müdahale eden polise gençler, molotof kokteyli ve taşlarla karşılık vermiş, polis de biber gazı, gaz bombası ve panzerlerden su sıkarak göstericilere müdahale etmiştir. Olaylar, Ofis semtinden başlamak üzere Diyarbakır’ın birçok semtine yayılmış ve 31 Mart 2006 tarihi akşamına kadar devam etmiştir.

Gösteriler sırasında 10 kişi öldürülmüş, yüzlerce gösterici yaralanmış, çoğu çocuk olan yüzlerce kişi gözaltına alınmıştır. Aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu birçok kişinin gözaltında kötü muamele gördüğü insan hakları örgütleri, Diyarbakır Barosu ve Uluslararası Af Örgütü tarafından belgelenmiştir[1].

30 Mart 2006 günü gerçekleşen olaylar esnasında olay yerinde bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) gözlem heyeti, kolluk kuvvetlerinin, önceki günlerden farklı olarak helikopterlerden kitlenin üzerine gaz bombası attığını, kitleyi doğrudan hedefleyerek mermi sıktığını, aşırı derecede göz yaşartıcı gaz kullandığını; ayrıca, gelişigüzel bir şekilde, eyleme katılan katılmayan ayrımı yapılmaksızın, ara sokaklara da girerek insanları şiddetli bir şekilde darp ettiğini, gözaltına aldığını ve binaların içine girerek psikolojik ve fiziksel şiddet kullandığını; kullanılan gaz bombalarının havaya atılması gerekirken, doğrudan kitlenin üzerine atıldığını, yaşam hakkına yönelik ihlal kastıyla hareket edildiğini raporlaştırmıştır[2].

Gösteriler sırasında gerçekleşen ölüm olaylarına ilişkin olarak sadece polisin attığı gaz kapsülünün kafatasına saplanmasından sonra ölen 17 yaşındaki Mahsum Mızrak ile 7 yaşındaki Enes Ata’nın ölümü nedeniyle dava açılmıştır. Bu davalar, 2013 yılında birleştirilmiştir.

26 Nisan 2018: Karar duruşması

19 Nisan 2018 tarihinde yapılan duruşmada, savcının davanın esası hakkındaki mütalaasına karşı savunmalarını sunmak için Mahsum Mızrak ve Enes Ata’nın avukatlarına bir haftalık süre verilmiş ve duruşma 26 Nisan 2018 tarihine ertelenmişti.

26 Nisan 2018 tarihinde Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya, Mahsum Mızrak’ın annesi Besire Mızrak ve babası Hasan Mızrak ile avukatı Av.Barış Yavuz, Enes Ata’nın babası Selamettin Ata ile avukatı Av.Abdullah Zeytun katıldı. Olası kast sonucu ölüme neden olmak suçuyla yargılanan polis memurları Hayrettin Akar, Nuri Özgenç ve Bilal Özkara duruşmaya katılmazken avukatları Av.Birol Taş, Av.Turgut Ateş ve Av.Görkem Ünsal duruşmaya katıldı.

Duruşmayı izlemek üzere salonda sadece birkaç basın mensubu bulunuyordu.

Mahkeme heyeti başkanı, savcının mütalaasına karşı önce Enes Ata’nın babasına söz verdi. Selamettin Ata, artık çok fazla duyamadığını belirtti ve oğlunun öldürüldüğünde 7 yaşında olduğunu söyledi. Ardından Av.Abdullah Zeytun, savcının mütalaasına katılmadıklarını belirtti ve bir önceki duruşmada dosyaya sunulan gaz fişeğinin kaybedilmesine ilişkin soruşturmada verilen takipsizlik kararına itiraz edilmediğine dair yazıyı kastederek, “Biz aslında gaz fişeğinin kaybedilmesine ilişkin soruşturmanın da tarafı olduğumuzu düşünüyoruz ama savcılık bizim taraf olmadığımızı düşünerek tebligat yapmadı,” dedi ve savcılıkça verilen takipsizlik kararının, bu karara karşı itiraz yoluna başvurulmasının önlenmesi adına tebliğ edilmediğini vurguladı.

Av. Abdullah Zeytun, 28-30 Mart 2006 tarihlerinde 5’i çocuk 10 kişinin öldürüldüğünü, ölümlerle ilgili olarak sadece Enes Ata ve Mahsum Mızrak’ın öldürülmesi ile ilgili bu davanın açıldığını, bu davada gaz fişeklerinin kaybedildiğini, telsiz kayıtlarının silindiğini, Enes Ata’nın elbiselerinin mahkeme kararı olmadan imha edildiğini ve tüm bunların sonucunda atış mesafesinin de fişek ve silahın zimmetli olduğu polis memurunun da belirlenemez hale getirildiğini belirtti ve davada delillerin karartıldığını, sanıkların polis olması nedeniyle delillere kolaylıkla ulaşabildiğini ve yok ettiklerini ekledi.

28-30 Mart 2006 tarihleri arasında Diyarbakır’da yaşanan olaylarda ölenlerin yaşları. (Kaynak: Hafıza Kaydı)

28-30 Mart 2006 tarihlerindeki olaylarla ilgili olarak AİHM’in verdiği ihlal kararını mahkemeye sunan Av.Zeytun, bu ihlal kararına rağmen kolluk personelinin yargı makamlarınca korunduğunun açık olduğunu söyledi.

Mahsum Mızrak’ın babası Hasan Mızrak, oğlunun vücudundan çıkan gaz fişeğinin kaybedildiğini, bilerek ve isteyerek delillerin kaybedildiğini; annesi Besire Mızrak da oğlunun hakkının aranmasını istediğini ifade etti.

Daha sonra esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanları sorulan Av.Barış Yavuz, 12 yıl süresince gerek sözlü gerek sunulan dilekçeler yoluyla bu davaya ilişkin detaylı beyan ve talepleri Mahkemeye sunduklarını, gaz kapsülünün üç sanıktan hangisinin kullandığı silahtan atıldığının tespit edileceği sırada delillerin karartıldığını söyledi ve kısaca bazı yazılara değineceğini belirtti.

Mahsum Mızrak’ın babasının, oğlunu bulamadığını söyleyerek yanına geldiğini ve Mahsum Mızrak’ı birlikte aramaya başladıklarını ifade eden Av.Barış Yavuz, savcının kendisini otopsiye almadığını ancak otopsi cd’sini vereceğine söz verdiğini belirtti. Yavuz, savcının söz verdiği gibi ertesi gün teslim ettiği otopsi cd’sini izlerken gaz kapsülü gördüklerini ve bu kapsülün peşine düştüklerini ekledi.

Gaz kapsülünün üzerinde numaranın görülmesi üzerine savcının, kapsülün üzerindeki numarayı sordurttuğunu söyleyen Av.Yavuz, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün cevap olarak üç polis memurunun ismini bildirdiğini, kamu davasının da sanık olarak yer alan bu üç memura açıldığını ifade etti.

Yavuz, kamu davası açılınca emniyetin strateji değiştirerek “Bu fişekten çok sayıda vardı” dediğini, bunun üzerine o gün görevli polislerin araştırılmasına başlanıldığını, bu araştırma neticesinde dosya içerisinde 6-7 ilin emniyet müdürlüklerinden gönderilen cevabi yazıların ve görevli polis memurları ile zimmetli silah ve mühimmat listelerinin bulunduğunu hatırlattı. Ardından, araştırma sonunda gelen cevaplar sonucunda çevre illerin elendiğini, o fişeklerin sadece Diyarbakır Emniyeti’nde olduğunun ortaya çıktığını söyledi ve bunun üzerinde Diyarbakır Emniyeti’nin de fişekleri ateşleyen silahın kendilerinde olduğunu bildirdiğinin altını çizdi.

Bu araştırmaların sonucu Diyarbakır’ı gösterince tekrar stratejinin değiştirildiğini, bu sefer de emniyetin “kapsül üzerindeki numaranın seri numarası olduğunu, bu numarada çok sayıda fişek olduğunu” belirttiğini ve bunun için fatura gönderdiğini ifade eden Yavuz, emniyetin “kapsülün üzerindeki numara seri numarası” demesine rağmen zimmetli kişiler olarak hala aynı üç polis memurunun ismini yazıda belirtmesine dikkat çekti.

Tekrar ismi verilen üç polis memurundan hangisinin silahı ile fişeğin ateşlendiğinin araştırılmasına devam edilirken, daha önce “tek silah var” diyen emniyetin incelemeye üç silah gönderdiğini, inceleme sırasında ise otopside Mahsum Mızrak’ın kafatasından çıkan kapsülün değiştirildiğinin ortaya çıktığını, tüm deliller karartılırken sanık olarak yer alan üç polis memurunun isminin hiç değişmediğini belirten Yavuz, “Emniyet ısrarla bu üç polis memurundan biri Mahsum Mızrak’ı öldürdü ama hangisinin olduğunu söyleyemem diyor,” dedi. Yavuz, bu davada beraat kararı verilse de sanıkların şüpheli konumunda olmaya devam edeceğini hatırlattı.

Ortada öldürme mesafesi 10 metre olan bir silahın söz konusu olduğu ve her iki çocuğu kimin öldürdüğünün tam ortaya çıkacağı sırada delillerin karartıldığı bu davada, Mahsum Mızrak’ın kafatasından çıkan kapsülün kaybedilmesine ilişkin başvuruda AİHM’in ihlal kararını verildiği gün, savcılığın da delillerin karartılması ile ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdiğini hatırlatan Av.Yavuz, üç polis memurunun kasten öldürmenin ağırlaştırılmış halinden cezalandırılmasını talep etti.

Sanıkların avukatları ayrı ayrı, sanıklar için beraat kararı verilmesini talep etti. Bu talepleri sırasında Hayrettin Akar’ın avukatının, “Delillerin karartılmasına ilişkin iddiaları kabul etmiyoruz,” demesi üzerine heyet başkanının, “Deliller karartılmış ama” demesi dikkat çekti.

Mahkeme heyeti, duruşmaya 5 dakika ara verildiğini belirtti, salon boşaltıldı. Salonun boşaltılması sonrasında sanık avukatlarından Av.Görkem Ünsal, duruşma salonun yanında bulunan polis merkezine gitti ve avukatların mahkeme salonuna çağrılmasına kadar burada kaldı.

Yaklaşık 15 dakika sonra sadece avukatlar duruşma salonuna çağrıldı. Mahkeme heyeti, her üç sanığın beraatine, faillerin araştırılması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.


[1] http://www.mazlumder.org/tr/main/yayinlar/yurt-ici-raporlar/3/diyarbakir-olaylari-raporu-06042006/1055; http://www.ihd.org.tr/28-mart-2006-darbakir-olaylarina-k-celeme-raporu/; https://www.amnesty.org/download/Documents/56000/eur440012008tr.pdf

[2] http://www.ihd.org.tr/28-mart-2006-darbakir-olaylarina-k-celeme-raporu/

Yayınlanma tarihi

04/05/2018

Kategori Listesi