Kemal Kurkut Davası İzleme Raporu – 30 Mayıs 2019

Deniz Tekin – 30 Mayıs 2019

Mahkeme: Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Esas No: 2017/431

21 Mart 2017’de düzenlenen Newroz kutlamalarına katılmak için Malatya’dan Diyarbakır’a gelen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’u üstü çıplak şekilde polis kontrol noktasından geçtiği sırada vurarak öldürdüğü gerekçesiyle polis memuru Yakup Şenocak’ın “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle yargılandığı Kemal Kurkut Davası’nın 6. duruşması 30 Mayıs 2019 Perşembe günü Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Ulusal Kriminal Büro’nun Hazırladığı Çelişkili Raporlar Duruşmaya Damgasını Vurdu

Dava başlangıcından bu yana, Kurkut’un kim tarafından ve nasıl vurulduğuna ilişkin dava dosyasında bulunan görüntü ve fotoğraflar kullanılarak, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bir rapor hazırlanırken, Ulusal Kriminal Büro (UKB)  tarafından birbiriyle çelişen iki farklı rapor hazırlandı. UKB raporlarının birbiriyle çelişmesi duruşmaya damgasını vurdu.

İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun hazırladığı raporda yer alan Kurkut’un ölümüne neden olan merminin yerden sekerek geldiği ve polislerin Kemal Kurkut’u doğrudan hedef almadığı yönündeki tespit hakkında mahkeme daha önce görüş bildirmişti. Katılan avukatları ve sanığın rapora yaptığı itiraz üzerine, mahkemenin yeni bilirkişi raporu düzenlenmesi için dava dosyasını gönderdiği UKB tarafından hazırlanan ilk raporda, “Kurkut’un yerden seken bir mermiyle vurulmadığı, sanık polis memuru Yakup Şenocak’ın tabancayı hedef alarak Kemal Kurkut’a ateş ettiği” belirtilmişti. Davaya bakan mahkeme, raporda mahkemenin ara kararında talep ettiği konularla ilgili eksik görüş beyan edildiği gerekçesiyle, bir önceki duruşmada UKB’den ek rapor istenmesine karar vermişti.

UKB’nin hazırladığı ikinci raporda ise, Kurkut’un sanık polis Yakup Şenocak tarafından doğrudan değil, yerden seken mermi ile vurulduğu görüşü yer almıştı. UKB, raporları arasındaki bu çelişkiyi, Kurkut’un ölümüne neden olan mermi çekirdeği, mermi gömleği, otopsi raporu sonuçları ve diğer bulguların mahkeme tarafından gönderilmemesine bağladı.

Duruşma Öncesi

Duruşmayı izlemek üzere geldiğim Diyarbakır Adliyesi önünde polisin yoğun güvenlik önlemi aldığını gördüm. Adliye önünde zırhlı araçlar, TOMA, polis anons aracı ve sivil araçların yanı sıra, çok sayıda çevik kuvvet polisi ve sivil polis yoğun “güvenlik” önlemi almıştı.  İki ayrı arama noktasından geçtikten sonra, ağır ceza mahkemelerinin olduğu giriş kattaki koridorun sonunda bulunan duruşma salonunun kapısına geldim. Salonun kapısının yanında ve karşısındaki banklarda elinde ve belinde telsiz olan çok sayıda sivil polis oturuyordu.

Polislerin gerisindeki banklarda davayı izlemek için gelen Kurkut’un annesi Secan Kurkut ve kardeşi Ferhat Kurkut’un oturduğunu görünce yanlarına giderek oturdum. Kurkut ailesiyle konuştuktan sonra, duruşma listelerinin asıldığı panoya baktım. Henüz bugün görülecek duruşmaların listesi asılmamıştı. Mesai saati başlamasına rağmen, temizlik görevlileri ve mübaşir dışında duruşma salonunda kimse yoktu.  Bunun üzerine Kurkut ailesinin yanına giderek duruşmanın başlamasını beklemeye başladım.

Kısa bir süre sonra Lice’de Kalekol protestosu sırasında askerin açtığı ateşle yaşamını yitiren Medeni Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, Kurkut ailesinin bulunduğu yere gelerek, anne Secan Kurkut’un yanına oturdu. Yıldırım elini tutarak, Secan Kurkut ile konuşmaya başladı.

Duruşma 1 Saatlik Gecikmeyle Başladı

Bir önceki duruşmada saat 09.25’de görülmesi kararlaştırılan duruşmanın başlama vakti gelmesine rağmen, mahkeme heyetinin duruşma salonunda yerini almadığını gördüm. Mübaşire heyetin ne zaman geleceğini sorduğumda, “Kısa sürede gelecek” cevabını aldım.

Mahkeme heyeti,  yarım saatlik bir gecikmenin ardından salona gelerek duruşmaları görmeye başladı. Ancak, Kurkut davasının bugün görülecek duruşmasından önce görülecek 5 duruşma daha vardı. Duruşmanın geç başlayacağı haberini alınca, adliyede avukatlar için ayrılan kısma giderek, duruşma saatinin gelmesini bekledim. Burada bir süre bekledikten sonra, tekrar duruşma salonunun önüne gittiğimde, güvenlik için çevik kuvvet polislerinin de geldiğini gördüm.

Salonun önünde bekleyen mübaşirin, elindeki duruşma listesine bakarak, sanık polis Yakup Şenocak’ın ismini okumasıyla, duruşma 1 saatlik gecikmeyle saat 10.30’da başladı.

Salonun izleyici kısmına açılan kapı önünde bekleyen polis, duruşmayı izlemek için gelenlerin üstlerini tek tek arayarak salona aldı. Salona girdiğimizde ise, izleyici kısmının ön tarafında oturan çevik kuvvet polisleri, kimsenin burada oturmasına izin vermedi. Salonun sol tarafında çok sayıda sivil polis otururken, sağ tarafta ise insan hakları savunucuları, müşteki yakınları ve destek için davayı izleyenler oturdu. Salondaki polisler duruşmayı izlemek için gelenlerin kim olduğunu, müşteki taraf olup olmadıklarını sorduktan sonra, bu kişilerin sanık polise destek için duruşma salonunda bulunan sivil polislerin yanına oturmasına izin vermedi.

Davaya Katılanlar

Salonda, Medeni Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan, Suruç Aileleri İnisiyatifi Aktivisti Mesut Çeki, Diyarbakır Barosu Dava Takip Komisyonu üyesi avukat Muhlis Oğurgül ve Sidar Avşar, ESP Diyarbakır yöneticileri vardı. Bunun yanı sıra, çok sayıda sivil polis de sanık polis memuruna destek için duruşmaya katıldı. İki gazetecinin dışında salonda başka basın mensubu yoktu.

Katılan ve sanık avukatlarının yerini aldığı duruşma salonuna, sanık polis memuru Yakup Şenocak, hakim ve savcıların giriş ve çıkış yaptığı yerden alındı.

Duruşma Sırasında Yaşananlar

Mahkeme başkanı, henüz daha yerlerini almamışken yoklama yaparak, duruşmaya katılanları hızlıca tutanağa geçirdi. Ardından UKB’nin Kurkut’un vurulmasına ilişkin hazırladığı ek bilirkişi raporunun geldiğini söyleyerek, bu bilgiyi tutanağa geçirdi.  Duruşmanın başladığını söyleyen mahkeme başkanı, ilk sözü sanık polis Yakup Şenocak’a verdi.

Şenocak şunları söyledi, “Kriminal büronun aynı durum ve aynı video ile benim hakkımda vermiş olduğu iki ayrı rapor başlı başına çelişkilidir. İlk raporda, benim atış açım,  atışım esnasında silahımın şahlanması ve ucundan çıkan alevin hepsi gösterilmesine rağmen, ikinci raporda kamera kayıtları güçlü olmadığı için bunlar grafik çizilerek anlatılmaya çalışılmış. İkinci raporun ikinci sayfasında bilirkişinin balistik bilgisi ve uzmanlığı olmamasına rağmen, şahıstan (Kemal Kurkut’un bedeninden) çıkan nüve parçasının benim silahımdan çıktığı iddia edilmiş. Ayrıca mermi çekirdeğinin yerden sekerek geldiği söylenmiş. Ancak şöyle bir durum var başkanım; mermi çekirdeği yerden sekerek deformasyona uğramış olsaydı, dip kısmından değil uç kısmından deformasyona uğrardı.”

Sanık Polis: Benim Atışımdan Önce Şahıs Vurulmuştur

Sanık polis şu sözlerle savunmasına devam etti; “UKB, hazırladığı iki raporda da, ATK’nin 3 profesör, 2 doçent ve bir uzmanca hazırladığı raporu kabul etmeyip, kendi raporlarının kesin ve net olduğunu iddia ederek, doğru olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktadır. UKB, ilk raporunda bariyer arkasında silah kullanan şahıslar olduğunu, hatta silah kullanan şahısların maktulün ayaklarına yakın ateş ettiğini belirtmesine rağmen, ikinci raporunda bu şahsın seken mermiyle vurulduğunu iddia ediyor. Ve bu atışlar dikkate alınmadan bu rapor hazırlanmış. Bundan dolayı iki rapor arasında çelişki var. Ayrıca bu şahsın olayın sıcağıyla benim atış yaptığım anda refleks verdiği görülmektedir. Bu durum olayın benim atışımın dışında olduğunu göstermektedir. Çünkü hiçbir ateşli silah yaralanmasında şahıs görmediği silahın atışına anında, saniyesinde refleks veremez. Çünkü ateşli silah yaralanmasında bilinir ki yara birkaç saniye sonra vurulan şahısta etki eder. Şahıs sonrasında refleks verir. Benim atışımdan önce şahıs aslında vurulmuştur sayın hakimim. Ancak refleksini ne tesadüftür ki benim atışım esnasında vermiştir. Bu kurumun (Ulusal Kriminal Büro) 2018-2019 yıllarında İstanbul’daki ceza davalarında bilirkişi olarak atanmaması şaibeli, yetersiz ve yetkisiz kişiler tarafından yönetildiğinin bir kanıtıdır. Benim hakkımda tek somut bir delil yokken, bu çelişkili raporu kabul etmiyorum. Beraatımı talep ediyorum, aksi takdirde eğer tekrar inceleme durumu olacaksa da benim net açış açımın, görüntümün TÜBİTAK tarafından incelenmesini talep ediyorum sayın başkanım.”

Sanık Avukatı UKB Raporunun Dikkate Alınmamasını İstedi

Ardından söz alan sanık polisin avukatı Av. Ahmet Fırat ise, UKB’nin hazırladığı ilk bilirkişi raporunda Kurkut’un direkt hedef gözetilerek vurulduğu yazılmasına rağmen, ikinci raporunda merminin sekerek Kurkut’a isabet ettiğinin tespit edildiğini aktararak, “Biz ilk celseden beri bu cinayetin müvekkilim tarafından işlenmediğini savunuyoruz. Dosyaya birçok bilgi ve belge sunduk. Hazırlanan rapor kendilerini temize çıkarmak için hazırlanan bir rapordur. Karar verilirken bu raporun dikkate alınmamasını talep diyoruz” dedi.

Kurkut’un Annesi Duruşma Salonunda Fenalık Geçirdi

Sonra söz alan Kurkut’un kardeşi Ferhat Kurkut, daha önceki duruşmalardaki beyanları tekrar ettiğini söyledi.

Mahkeme Başkanı’nın söz verdiği Kurkut’un annesi Secan Kurkut ise Mahkeme başkanına bakarak, “Ben sadece adalet istiyorum. Sadece adalet istiyorum. Siz kendinizi yerime koyun. Ne yapacaksınız, ne yapacaksınız? Pırıl pırıl genç adamı vurdular. Ne suçu vardı? Ne günahı vardı? Niye vurdu?” dedi. Kurkut sanık sandalyesinde oturan Şenocak’a kısa bir süre baktıktan sonra sinir krizi geçirdi.

Ferhat Kurkut ve katılan avukatı Av. Reyhan Yalçındağ fenalaşan anne Kurkut’u duruşma salonundan çıkararak koridorda sakinleştirmeye çalıştı.

‘Bilirkişi Devletin Rapordan Rahatsız Olduğunu Anlayarak İkinci Raporu Düzenledi’

Katılan avukatı Av. Mehmet Emin Aktar ise, mahkemenin UKB’den ikinci raporu neden istediğini anlayamadıklarını belirterek şöyle devam etti: “‘Yargılanan polis memuru, devlet adına silah kullanma yetkisine sahip bir şahıs, aman dikkatli ol’ anlamında olduğunu görüyorum. Çünkü bu ikinci gelen rapor kendi içinde de çelişkili. Birincisi, ilk verilen sizin eksik bulduğunuz rapor…” Bu sırada araya giren mahkeme başkanı, “‘Yerden sekme’ yazıyor. İkinci raporu istedik, karşılamamış bunu,” dedi.

Sözlerine devam eden Aktar, “Bilirkişi ikinci raporda neden görüntüye yer vermiyor? İlk raporda sanık dışında başka bir polisin yere doğru ateş ettiği belirtiliyor. Doğru, tek polis değil birden fazla polis ateş ediyor. Kare kare fotoğraflandırmalar var.  Sanığın nereye doğru hedef aldığı, hareketleri, tüm bunlar incelenmektedir. Berrak olmayan, anlaşılmayan bir durum yok. İkinci raporda ise, bilirkişi kendisinden ne istendiğini anlıyor, devletin söz konusu rapordan rahatsız olduğunu anlayarak, ikinci raporu düzenliyor. Ya da öyle okuyor, yazılmayan bir durum. Bilirkişi ‘benim ilk raporum boşa gitti. Bundan devlet rahatsız olacak, bu hatayı düzelteyim’ diyor. Siz burada toz görüyor musunuz sayın başkan?  Diyor ki (ikinci raporda) ‘ortadan kalkan toz’. Gören var mı?  Sanığın silahını yere doğrulttuğunu görüntü kayıtları veriyor mu? Veremiyor.  2 yılı aşkın süredir bu yargılama devam etmektedir. Sulh Ceza Hakimi tutuklama ağır bir tedbirdir diyerek sanığı tutuklamamıştır. İnsan öldürme ağır bir davranıştır, suçtur denmiyor. Mahkemede de bunu gördük. Kadın (Secan Kurkut) adaletin gerçekleşmesine ilişkin inancını yitirdi artık. Bağırarak öfkesini yöneltti. Adaleti ancak öyle gerçekleştirebileceğine inandı,” dedi.

Mahkeme Başkanı: Bizde Tereddüt Var

Aktar, “Mahkemenin bir rapora ihtiyacı yok. Sanığın, maktule hedef gözeterek ateş ettiği açık, diyorsunuz ki nüve. Peki, şunu araştırdınız mı polisin kullandığı mermiler ne şekilde parçalanıyor? Bilmiyorum. Niye bir mermi yerden seker? Sanık kendisi söylüyor merminin uç kısmı yere çarpar. Peki, otopsi raporunda elden ve koldan yaralanma var mı? Var. Vücudundaki bir kemik kırılmış mı? Kendisine çarpma sonucunda parçalanma meydana gelebilir mi? Bu nüve vücutta kalabilir mi? Bunu sormadınız. Mahkeme sadece sekme var mı yok mu onu sormuş,” diye kaydetti.

Mahkeme başkanının, “Eğer başka bir kişiye inceleteceğiniz fotoğraf olur, başka bir şey olur, o raporu da hazırlayın alalım” demesi üzerine Aktar, “Sayın başkan ikinci bir rapora gerek yok. Sizde bir kanaat oluştu mu onu soruyorum. Sizde bir kanaat oluştuysa eğer…” Tekrar araya giren mahkeme başkanı, “Bizde tereddütler var” cevabını verdi.

Aktar: Bu Yargılamada Adil Bir Sonuç Çıkacağına Dair İnancımızı Yitirdik

Kaldığı yerden devam eden Aktar, “Bizde bir kanaat oluştu. Huzurdaki sanık, maktulü kasten öldürdü. Hepimiz gördük. Bizim buna ilişkin hiçbir kuşkumuz yok. Mahkemenin bu kanaate ulaşmasını sağlayacak yeterince done veri var mı? Bunu söylemeye çalışıyoruz. Bilirkişi raporu bunları göstermiş. İkinci rapor tipik bir durumdan vazife çıkarma raporudur. Bunu da açıklıkla söyleyemediği için kendi içinde çelişkili. Bir yerde silahı doğrulttuğunu söylüyor, bir yerde yere doğru ateş etmek istediğini söylüyor. Yere doğru ateş eden polis memurunu göstermiş zaten. Yere doğru seken kurşun da var. Maktulün bundan refleksle kaçtığını söylüyor. Sektiğini söylüyor. Ama sonra sanığın ateşi sonrası maktulün vurulduğunu da söylüyor. Fakat ne yazık ki bu dosyada başından beri tutuksuz yargılama yaparak, sanık hakkındaki adli kontrolü kaldırarak, bir karar oluşturmayarak, adeta ihsası rey iması yaparak, yargılama ilerlemiyor. Bizler bu yargılamada adil bir sonuç çıkacağına dair inancımızı yitirdik. Bu nedenle eğer yapılacaksa dosyadaki tüm raporlar yeniden götürülerek tekrar rapor alınsın. Sayın başkan bütün görüntüleri duruşma salonunda birlikte izleyelim ve burada bir karar alalım. Siz izleyin, bizler izleyelim. Olayın ne şekilde meydana geldiğini biz kendimiz görelim. Mahkemenin rapora ihtiyacı yok. Başka dosyalarda, cinayet dosyalarında bunu yapıyor mu? Yapmıyorsunuz sayın başkan. Hatta bunu yaptığınızda sanıklar tutuklu yargılanıyor. Bu yüzden anne mahkeme salonunda bağırıyor” diye belirtti.

‘Yargılama Sarpa Sarıyor’

Katılan avukatlarından Av. Reyhan Yalçındağ Baydemir, dava konusu olayın sadece 21 Mart 2017 günü birkaç dakika içinde yaşanan bir olay olmadığını ifade ederek şunları belirtti: “Bizler bu coğrafyada hukukçuluk yapmaya çalışıyoruz. Failin kolluk olduğu her durumda, yani köy korucusu olabilir, asker olabilir, polis olabilir hiç fark etmez, bunların sistematik bir biçimde korunduğu bir devlet aklından bahsediyoruz. Tek bir kere bile ceza almamış ki. Bu sebeple bu yargılama da sarpa sarıyor. Aslında son derece açık, son derece net olan bulgular farklı yerlere çekilmeye çalışılıyor. Cezasızlık politikası, beraatle, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasıyla, kasıtlı öldürmeler taksire dönüştürülerek, bu noktaya getirilmiştir. 2019 yılında bu yargılamanın yapıldığı bu süreçte de bir arpa boyu yol almış değiliz. Bu yargılama devletin sivili öldüren, genci öldüren, yaşam hakkını küstahça ve de korkusuzca ihlal eden bütün görevlileri koruma refleksidir. Bizim esasında burada, bu kürsüden doğru muhatap edildiğimiz akıl budur. Birinci söyleyeceğim şey bu.”

‘Ne İçin Silah Kullanıldı? Bu Sorunun Cevabı Dava Dosyasında Yok’

“İkinci söyleyeceğim şey. Hiç tartışmayalım raporu, kurşunun sekme biçimini. Niçin kurşun kullanılıyor? Birisi bunun cevabını verebilir mi? Yarı çıplak, üzerinde hiçbir patlayıcı madde olmadığı ayan beyan ortada ve gencecik bir çocuk, elinde bir bıçak da olabilir. İlk duruşmada da anlatmaya çalışmıştım. Bu şehirde yıllardır yapılan Newroz’un protokol kapısında yaşanan kepazeliğin birebir tanıklarından biriyim sayın başkan. Barolar ve insan hakları kurumları adına gözlemci olarak defalarca bulundum. Keşke görseniz insanlara nasıl davrandıklarını. Aşağılama, taciz her türlü hakaret. Muhtemelen böyle bir şey yaşadı çocuk. Bir şey incitti. Ankara Garı patlamasında bu çocuk tanıktı, tanık. Arkadaşları gözü önünde İŞİD canlı bombacıları tarafından paramparça edilerek öldürüldü.  O günden itibaren, zaten mahkeme dosyanızda da mevcut, bir takım psikiyatrik tedaviler görüyordu. Son derece örselenmiş, ruhu, gençliği, duyguları birbirine girmiş. Muhtemelen o kapıların birinde aşağılandı, insanlık dışı muameleye maruz kaldı. Ve üzerinde hiçbir şey olmadığını ispatlamak için kıyafetlerini çıkarttı. Üzerinde patlayıcı hiçbir şey de yok. Yakın dövüş tekniklerini bilen alandaki binlerce polis memurundan bahsediyoruz.  Derdest edilinebilinirdi, edilmedi. Elleri arkadan bağlanmak suretiyle yere düşürülebilirdi. Ya da başka herhangi bir yöntemle. Orada bir sürü TOMA var, su kullanılabilinirdi. Niçin silah kullanılıyor? Bu sorunun cevabı dosyada yok ki. Bir kere kullanılması yasaklı bir silah kullanılmış o gün.”

‘Bütün Deliller Öldürme Kastıyla Hareket Edildiğini Ortaya Koymaktadır’

AİHM’in, 28 Mart 2006’da Diyarbakır’da toplumsal olayda yaralanan 14 yaşındaki Abdullah Yaşa ile ilgili verdiği kararda, toplumsal müdahalelerde yasaklı silahlar kullanıldığından Türkiye’yi mahkum etmesine rağmen, 2019 yılında halen silah kullanıldığını hatırlatan Yalçındağ, “AİHM kararında, Türkiye’deki toplumsal müdahalelerde BM ve ilgili kurumların yasakladığı silahlar kullanılıyor, bu suçtur dedi. Türkiye’yi mahkum etti. Bundan sonra hiçbir olayda gaz fişeği kullanılmamalıdır diye Bakanlar Komitesi’ne bildirimde bulundu. 2019 yılına gelmişiz bırakın gaz fişeğini, ateşli silah kullanıyor. Bu kadar rahat. Hiçbir şey olmuyor çünkü. Ne ceza alıyorlar, ne tutuklanıyorlar. Ne açığa alınıyorlar, ne işlerinden oluyorlar. Silah kullanmaya devam ettikleri pozisyonlarını, rütbelerini attırarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Annenin ya da adaletin peşinde olan bizlerin feveranı bu. Son olarak şunu söyleyeceğim. Olayın gerçekleştiği saatten itibaren iddianame yazıldığı ana kadar soruşturma savcısıyla yüzlerce kez görüştüm. Sanık serbest bırakıldığında da buna itiraz etti. Dayandığı argümanın temel noktası şuydu; otopsi raporunda açıkça atışın, yürüdüğü yolun yukarısından aşağıya doğru yapılmış oluşu. Savcı bey soruşturmayı yürüttüğü için bu davayı yakından takip etmeye devam ediyor. Sürekli buna işaret etti. ‘O nedenle de netim’ avukat hanım dedi. İddianame hazırlanırken taksirden hazırlanmamasının temel nedeni buydu. Otopsi raporunda da yukarıdan aşağıya doğu atış yapıldığı belirtilmiştir. Biz UKB’nin bu raporunu, hepsini bir kenara koyalım. Otopsi raporunda diyor ki yukarıdan aşağıya doğru atış yapılmıştır. Çok net ortada. Bu raporlar gelmemiş olsa da ilk günkü veriler, deliller, olay yerindeki keşif ile ilgili detaylar öldürme kastıyla hareket edildiğini ortaya koymaktadır.” 

“Konuşmamın başında söylediğim bu yaygın hale gelmiş akıl, yargı pratiğine de dönünce canımız çok yanıyor. Bizler hukukçuyuz, verili olanın dışında fotoğrafı büyüterek olaya bakma yükümlülüğümüz var. Sanığın sistematik bir şekilde korunduğunu, bunun bir devlet aklı olduğunu bir kere daha ifade etmek istiyorum. Geleceğe dair son derece üzgün ve umutsuz olmamıza yol açan bir dava dosyasıyla daha karşı karşıya olduğumuzu belirtiyoruz” diye vurguladı.

Ardından tek tek söz alan Av. Muhlis Oğurgül ve Av. Sidar Avşar, meslektaşlarının beyanlarına katıldıklarını söyledi. Son olarak söz alan duruşma savcısı ise dava dosyasında okunan belgelere bir diyeceklerinin olmadığını söyledi. Mahkeme heyeti, ara karar için duruşmaya ara verdi.

‘Oğlunun Katilini Niye Mahkemede Annesine Gösteriyorsunuz?’

Ara karar için koridorda beklediğimiz sırada, banklarda oturan Kemal Kurkut’un annesi Secan Kurkut’un yanına giderek elini tutan Medeni Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, “Artık yeter aklımızla oynamayın. Bizi canlı canlı mezara koyuyorsunuz. Devlet çocuklarımızı öldürdü. Niye oğlunun katilini getirip, mahkemede annesine gösteriyorsunuz?”  diyerek yaşananlara tepki gösterdi. Bu sırada Yıldırım’ın yanına gelen resmi giyimli bir polis amiri, “Sakin olun, eğer konuşursanız, sizi dışarı çıkarmak zorunda kalırız” diyerek uyardı. Buna tepki gösteren Yıldırım, bir süre konuşmasına devam etti.

Ara Kararlar

20 dakika olarak belirlenen, ancak yaklaşık 1 saat süren aranın ardından mahkeme heyeti,

  • Her ne kadar katılanlar vekili sanığın dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle tutuklanmasını talep etmiş ise de olayın oluş şekli gibi hususlar nazara alınarak tutuklanma talebinin reddine, adli kontrolün yeniden uygulanması isteminin de reddine.
  • Dosyadaki mevcut raporlar, katılan vekillerinin beyanları, sanık savunmaları, olay görüntüleri, İstanbul Adli Tıp Kurumu raporu, otopsi raporu ve sair tüm deliller birlikte nazara alınarak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesinin İstanbul ATK Genel Kurulundan istenmesine, aynı doğrultuda tüm dosya kapsamındaki mevcut görüntüler ve raporlar ve katılanlar vekillerinin beyanları da gözetilerek katılanlar vekilince de rapor alınabileceğine,

Bu nedenle duruşmanın 24 Ekim 2019 günü saat 09.40’a bırakılmasına karar verdi.

Duruşma sonrasında Fahriye Yıldırım ile Secan Kurkut ele tutuşarak adliyeden çıktı. Anne Kurkut adliye önünde basına kısa bir açıklama yaptı. Açıklama yapıldığı sırada çok sayıda polis kamerasının da anne Kurkut’u çekmesi dikkat çekti.

Yayınlanma tarihi

02/07/2019

Kategori Listesi