Kızıltepe JİTEM Davası: Devletin Suç İşlediği Gerçeği Gizlenemez

EVRENSEL

Kızıltepe JİTEM Davası avukatı Erdal Kuzu, savcının “zaman aşımı” sebebiyle 10 sanık hakkındaki beraat talebini ve dava sürecini değerlendirdi.

Kızıltepe JİTEM Davası avukatı Erdal Kuzu, savcının “zaman aşımı” sebebiyle 10 sanık hakkındaki beraat talebi için “Sanıkları koruma, aklama ve gerçekliğin üzerini kapatmaya dönük tavrın bir devamı” dedi. Kuzu, bu noktadan sonra aileler ve kendileri için “Devletin suç işlediği gerçeği gizlenemez” olduğunu söyledi.

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992-1996 yılları arasında 22 sivilin asker ve korucular tarafından öldürülmesine ilişkin açılan Kızıltepe JİTEM Davası’nın dün görülen son duruşmasında savcı, “zaman aşımını” gerekçe göstererek davanın düşürülmesini ve tüm sanıklar hakkında beraat kararı verilmesini talep etti. Savcı yine katledilenlerden Nurettin Yalçınkaya’nın ölümü net olarak tespit edilmediğinden dolayı sanıklara ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi talebinde bulundu.

Davanın 11’inci duruşmasından bu yana katledilenlerden Nurettin Yalçınkaya’nın yaşadığı iddiası, müşteki avukatların dosyaya sundukları delilere rağmen sürekli gündeme geldi.

Mağdur ailelerin avukatlarından Erdal Kuzu, katledilen Nurettin Yalçınkaya’nın ölmediği yönünde iddiaları ve savcının sanıkların beraat ettirilmesine dönük mütalaasına ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.

“Kemikleri Su Kuyusunda Bulundu”

Nurettin Yalçınkaya’nın, 1995 yılında kardeşi Necat Yalçınkaya ile beraber askeri üniformalı kişiler tarafından gözaltına alındığını belirten Av. Erdal Kuzu, her ikisine ait kemiklerin 2008 yılında Kızıltepe’ye bağlı Katarlı Köyü’nde açtırılan bir su kuyusunda bulunduğunu kaydetti.

2013 yılında ailelerden alınan kan örnekleri ile bulunan kemikler üzerinde İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından yapılan karşılaşma sonucu her ikisinin de Yalçınkaya kardeşlerin kimliklerinin tespit edildiğini aktaran Kuzu, “Buna rağmen kovuşturma aşamasında Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi bir buçuk yıldan beri Nurettin Yalçınkaya’nın eşinin 2011 yılında açmış olduğu boşanma davasının altında imzası bulunduğu gerekçesiyle Yalçınkaya’nın yaşayıp yaşamadığının araştırmasını yapıyor” dedi.

Yargılanmanın Gayri Ciddiliğini Ortaya Koyuyor”

Görülen son duruşmada ise savcının, Yalçınkaya’nın ölümünün net olarak tespit edilmediğinden dolayı sanıklara ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi talebinde bulunduğuna işaret eden Kuzu, şunları söyledi: “Bu, yargılanmanın gayri ciddiliğini ortaya koyuyor. Devletin kendi kurumlarının yaptığı tespiti reddediyorlar. Nurettin Yalçınkaya’nın cenazesi 2013 yılında ailesine teslim edildi. Resmi formaliteler yerine getirildi. İstanbul’da bilinen mezarlıkta numaralandırılmak suretiyle gömüldü. Aile taziyesini açtı ve bütün bunlar basın tarafından takip edildi. Türkiye kamuoyu da bunu biliyor. Ölü olduğu tespit edilen, cenazesi mezarı olan bir insanı SEGBİS ile mahkemeye bağlamaya çalışan bir mahkeme tutumundan bahsediyorum. Daha da ötesi olabileceğini düşünmüyorum.”

“Devletin İşlemiş Olduğu Suçlar Aklamaya Çalışılıyor”

Av. Kuzu, savcının verdiği mütalaanın sanıkları koruma, aklama, gerçekliğin üzerini kapatmaya dönük tavrın bir devamı olduğunu da vurguladı.

Ne savcı ne de yargıçların ortaya çıkan gerçeği tespit etmeye cesaret edemediklerini söyleyen Kuzu, “Gelinen noktada maktullerin hepsinin kimliğinin Kürt olmuş olması faktördür. Sanıkların alenen mahkemede ‘biz bunları devlet adına yaptık’ demeleri faktördür. Dolayısıyla bir bütün halinde devlet organizması bu devletin işlemiş olduğu suçları aklamaya çalışıyor. Sunulan mütalaa da bunun bir örneğidir” ifadelerini kullandı.

“Devlet Adına Suç İşleyenleri Aklama Yeni Değil”

Devlet adına suç işleyenleri koruma ve aklama zihniyetinin yeni olmadığını, bunun devletin kuruluşundan itibaren yürütülen bir politika olduğunu vurgulayan Kuzu, “İstiklal Mahkemeleri’nde suç işleyenler  böyledir. 1960 yıllarındaki devrimcileri idama götüren kişileri aklama yine böyledir. 1980’li yıllarda suç işleyenleri aklama yine böyledir. 1990’lı yıllarda yoğun olarak bölgede Kürtlere yapılan ayrımcılık, her türlü yargısız infaz ve işkencecilere ilişkin davalarda izlenen tutum budur. Bugün Kızıltepe JİTEM Davası’nda işlenen tutum yine budur” diye konuştu.

Dava iddianamesinin çok geniş delillere dayandığına dikkat çeken Kuzu, bu delillerin ise JİTEM’i bütün yönleriyle ortaya çıkardığının altını çizdi.“İddianame, resmi devlet belgelerine, tanık beyanlarınla dayandırılmış. Gerçekten o süreç içerisinde bu iddianameyi hazırlayan savcıların cesaretlerinden de bahsetmek gerekiyor. Gözaltına alınıp, kaybedilen insanları kuyularda bulmamız aslında o gerçekliğin somutlaşması haline getirdi. Fakat, devletin suç işleyemeyeceği ya da suç işlese dahi bunun korunması gerekir zihniyeti, dünkü duruşmaya da yansımış bir zihniyettir” diyen Kuzu, yargılama sonucu ne olursa olsun dava dosyasının gözaltı, yargısız infaz ve köy boşaltma gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyduğunu ve tarihe not olarak düştüğünü ifade etti.

“Devlet İşlediği Suçların Açığa Çıkmasından Korkuyor”

Yargılamanın Mardin’den Ankara’ya getirilmesinin daha baştan itibaren adil yargılama olmayacağını ortaya koyduğunu belirten Kuzu, “Adıyaman’da devam eden ‘Dargeçit JİTEM’ dosyasıyla birlikteliği çok net olarak ortaya konmasına rağmen, her iki davayı birleştirmekten kaçınılması, defalarca buna ilişkin ret kararının verilmesi, devletin kendi işlemiş olduğu suçların açığa çıkarılmasından korktuğunu ve bunun üstünün yargı yoluyla kapatmak istediğini ortaya koyuyor. Fakat bu bizim ve aileler açısından devletin suç işlediği gerçeği gizlenemez” dedi.

Faillere uygun cezalar verilmediği için hala aynı zihniyet ve yöntemlerin devam ettiğini belirterek Urfa’da karşılaşılan işkence olayına işaret eden Av. Kuzu, gerçeğin kendileri açısından değişmemesi dolayısıyla hukuksal mücadeleyi sonuna kadar sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.

Ne Olmuştu? 

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 1992-1996 arasında yaşanan gözaltında kayıplar, köy boşaltmalar ve infazlara ilişkin Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan JİTEM soruşturması, İstanbul merkezli yürütülen Ergenekon soruşturması sırasında “Aydos” kod adı verilen gizli bir tanığın ifadeleri üzerine başlatıldı.

Yürütülen soruşturma sonucunda Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında “silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek” suçlarından iddianame hazırlandı.

İddianamede sanık askerlerin bölgede JİTEM’e bağlı olarak korucular ve itirafçılardan oluşan “Bıçak Timi” adında bir tim kurarak cinayet işledikleri, gözaltına aldıkları kişileri infaz ederek cesetlerini yok ettikleri bilgileri yer aldı.

Sanıklar, ‘PKK’li süsü verilerek’ infaz edilen ya da kaybedildikten yıllar sonra çeşitli tarihlerde yapılan kazı çalışmalarında cesetleri bulunan 22 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.

2014 yılında açılan dava, daha başlamadan ‘güvenlik’ gerekçesiyle Kızıltepe’den Ankara’ya nakledildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 18’inci duruşmada savcı mütalaasını açıklayarak, sanıklar hakkında zamanaşımından beraat etmelerini talep etti.

Öldürülenlerin İsimleri

Abdulvehap Yiğit, Süleyman Ünal, Mehmet Nuri Yiğit, Tacettin Yiğit, Zübeyir Birlik, Abdulbaki Birlik, Kemal Birlik, Zeki Alabalık, Menduh Demir, Nurettin Yalçınkaya, Necat (Şemsettin) Yalçınkaya, Mehmet Emin Abak, Hıdır Öztürk, Abdulvahap Ateş, Mahmut Abak, Yusuf Tunç, Şeyhmus Kaban, İzzettin Yiğit, Yusuf Çakar, Abdurrahman Öztürk, Mehmet Ali Yiğit ve Abdulbaki Yiğit.

Yayınlanma tarihi

29/05/2019

Kategori Listesi