Musa Anter ve Jitem Ana Davası Duruşma Notu – 25 Nisan 2016

Duru Yavan – 25.04.2016

Musa Anter davası ile birleştirilen JİTEM Ana Davası’nın 8. Duruşması, 25 Nisan 2016, 10.30’da Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşti.

davatimeline-musaanterjitem

Ne Olmuştu?

1999 yılında düzenlenen iddianamelerle 11 sanığın ve 2005 tarihli iddianameyle yargılanan 5 sanığın yargılandığı JİTEM örgütüne ilişkin davalar 2010 yılında birleştirilmiş ve dava “JİTEM Ana Davası” olarak anılmaya başlanmıştı.

Bu sırada gazeteci yazar Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili 1992 yılında açılan soruşturma kapsamında, eski JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan’ın fail olarak işaret ettiği Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012’de gözaltına alınmıştı.

Hamit Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtulmuş ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti.

Musa Anter Davası 23 Aralık 2014 tarihinde Jitem Ana Davası ile birleştirilmiş ve 16 Ocak 2015 tarihinde ‘güvenlik’ gerekçesiyle Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledilmişti. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etmiş ancak, itirazı değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşmişti.

Birleştirilen iki dava Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. Söz konusu davanın duruşmaları sırasıyla, 23.03.2015, 14.05.2015, 25.06.2015, 17.09.2015, 09.11.2015, 21.12.2015, 14.03.2016 tarihlerinde gerçekleşmişti.

14 Mart 2016 tarihli son duruşmada MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür ve dönemin Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar tanık olarak dinlenmiş, mahkeme, bir sonraki duruşmada emekli Jandarma Tuğgeneral Veli Küçük ve dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Özbilgin’in tanık olarak dinlenmesine karar vermişti. Hem sanık hem müşteki avukatlarının, dosyaların ayrı ayrı görülmesi talebi reddedilmişti.

25 Nisan 2016 tarihli Duruşmada Neler Oldu?

Duruşma Salonunun Görünümü ve Katılım

Duruşma salonuna herkesten önce kaskları ve coplarıyla 10-15 çevik polis memuru girdi. Çevik polisler izleyici bölümünün ilk üç sırasına aralıklarla oturtuldu, bu nedenle katılan ve sanık yakınları, basın mensupları ve çeşitli insan hakları örgütleri temsilcileri arka sıralara oturmak durumunda kaldı. Ayrıca duruşma salonunda 3-4 polis memurunun ve salonun kapısında sivil polislerin bulunduğu görüldü.

Sanıklardan Savaş Gevrekçi ve davanın tek tutuklu sanığı, Sincan 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Hamit Yıldırım duruşmada hazır bulundu.

İlgili duruşmada tanık olarak dinlenmesi beklenen Veli Küçük, mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. Dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Özbilgin ise duruşma salonunun dışında ifade vermek üzere beklemekteydi. Ayrıca Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ve Musa Anter cinayeti olayında yaralanan Orhan Miroğlu da avukatları ile birlikte duruşma salonundaydı. Önceki duruşmalara nazaran gazetecilerin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılımlarının düşük olduğu görüldü.

Tanık Hüseyin Özbilgin’in Musa Anter Cinayetine İlişkin Açıklamaları

Tanık Hüseyin Özbilgin, usulsüz dinleme ve casusluk suçlarından yargılandığı 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında Musa Anter cinayetine ilişkin olarak kullandığı ifadelerle ilgili olarak duruşmaya çağırılmıştı. Özbilgin, cinayetin gerçekleştiği tarihte ilgili bölgenin Terörle Mücadele Şubesi’nde ekip amiri olduğunu ifade ederek konuşmasına başladı. O dönemde bölgeden gelen ihbarlar üzerine olay yerine önce terör şube ekiplerinin intikal ettiğini, ilk tespiti yapmalarının ardından diğer ekiplerin (asayiş ekipleri ve cinayet masası) olay yerine geldiğini söyledi.

Musa Anter’in öldürüldüğü gece de aynı şekilde haber merkezinden kendilerine gelen ihbar üzerine olay yerine gittiklerini, yaşlı bir şahsın (Musa Anter) yerde vurulmuş ve ölü olarak yatıyor olduğunu, yanında yatan gencin ise (Orhan Miroğlu) ağır yaralı olduğunu ve konuşamadığını gördüklerini, bunun üzerine diğer ekiplere haber verdiklerini belirtti.

Olayı, görevini ne kadar “ahlaki” bir şekilde yerine getirdiğini göstermek için yargılandığı davada anlattığını belirten Özbilgin’in ifadelerine göre, ağır yaralı iki kişiyi gören diğer ekiplerin memurları “Bırak ölsün, en iyi Kürt ölü Kürt’tür” derken kendisi yine de ambulans çağırmıştı. Özbilgin, daha sonra olayın faillerin bulunması için civardaki evlerin kapılarını çaldıklarını, bir şey bulamayınca da aramaya devam etmek için ekip olarak ambulans gelmeden olay yerinden ayrıldıklarını ifade etti.

Katılan avukatlarından Selim Okçuoğlu, Özbilgin’in önceki ifadesinde “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” ifadesini kullanan kişilerin önemli mevkilerde olduğunu söylediğini hatırlatarak bu kişileri hatırlayıp hatırlamadığını sordu, ancak Özbilgin olumsuz yanıt verdi, bu gibi ifadelerin “maalesef o dönemde herkes tarafından” kullanıldığını da ekledi.

Ayrıca kendisine yöneltilen sorular üzerine Özbilgin JİTEM’i yalnızca etrafta konuşulanlardan duyduğunu, JİTEM’in faaliyetlerine bizzat rastlamadığını ifade ederken, katılan avukatları o dönemde terör şubesinde çalışan herhangi bir kişinin JİTEM’in varlığından haberdar olmamasının mümkün olmadığının altını çizdi.

Orhan Miroğlu ise, bu konuya ilişkin olarak, Özbilgin ambulans çağırmışsa da, ambulansın gelmediğine, Özbilgin’in ambulansın gelmesini beklemediğine, kendisinin başkaları tarafından (Arif Bekiroğlu ve İhsan Aydemir) üstü açık bir kamyonetle hastaneye götürüldüğüne dikkat çekti. Miroğlu, Mahkeme’den Arif Bekiroğlu ve İhsan Aydemir’in tanık olarak dinlenmesini talep etti.

Musa Anter Cinayetine PKK’nin Dahil Olduğu İddiası

AKP Milletvekili Orhan Miroğlu, Musa Anter’in öldürülmesinden önce Diyarbakır’a gelmesi için bir değil, iki davet aldığını iddia etti. Miroğlu’na göre, bu davetlerden birisi bilindiği üzere Diyarbakır Belediyesi’nin Kültür Sanat Festivali’ne ilişkin davetiyken, ikincisi “PKK içerisinden birinin” Anter’in PKK itirafçılarını örgüt ile barıştırması için yaptığı davetti.

Orhan Miroğlu, Ergenekon davası sürerken Ömer Özüyılmaz’ın kendisini Ankara Emniyeti’ne çağırarak Musa Anter cinayetiyle ilgili ifadesini aldığını belirterek, Özyılmaz’ın kendisine, Musa Anter’i Diyarbakır’a getirenin PKK içindeki önemli birisi olduğunu söylediğini ileri sürdü.

Miroğlu, aslında cinayetin farklı bir şekilde planlandığını, Hamit’in normal şartlarda Musa Anter’i ve kendisini Yeşil’in bulunduğu bir yere götüreceğini ama kimi endişelerle bundan vazgeçtiğini ileri sürdü. Eğer Yeşil’e götürülselerdi, önce sorgulanacaklarını ardından da öldürüleceklerini söyledi. Hamit Yıldırım ile Cemil Işık’ın olaydan sonra JİTEM lojmanlarında bir araya geldiğini ve Işık’ın “Biz sana Musa Anter’i öldür demedik niye öldürdün?” diye sorduğunu, Yıldırım da “Vazgeçeceklerdi, anlaşılacaktı” dediğini iddia etti.

Ayrıca Orhan Miroğlu, bir MİT elemanının  Musa Anter’in eşi Hale Anter’e ulaşıp kimin Anter’i öldürdüğünü söylediğini iddia ederken, bu iddia Musa Anter’in oğlu Dicle Anter tarafından yalanlandı.

Savaş Gevrekçi’nin avukatı, Orhan Miroğlu’na Musa Anter’in o dönemde Abdullah Öcalan’a alternatif bir isim olup olmadığını sorarak PKK’nin Anter’i öldürmesi için bir gerekçesi olup olmadığını sorguladı. Miroğlu ise, bu dava ile ilgili ortaya atılan iddialardan birisinin de bu olduğunu, ancak söz konusu iddianın gerçeği yansıtmadığını, Musa Anter’in bağımsız hareket eden bir düşünce insanı olduğunu ve Öcalan’ın o dönemde zaten yükselişte olduğunu hatırlattı.

Musa Anter Cinayetini İşleyen “Şırnaklı Hamit” Kim?

Abdülkadir Aygan, 2004’te “İtirafçı Bir JİTEM’ci Anlattı” adlı kitabında Anter cinayetiyle ilgili Binbaşı Ahmet Cem Ersever, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, “Hogir” kod adlı Cemil Işık, Suriye İstihbarat Örgütü El Muhaberat’ın eski elemanı Neval Boz, JİTEM Telsiz Kumanda Merkezi’nde görevli Ali Ozansoy, JİTEM Tim Komutanı Savaş Gevrekçi ve “Şırnaklı Hamit“in adını vermişti.

Abdülkadir Aygan, yıllar sonra 1991’deki haliyle fotoğrafını gördüğü Şırnaklı Hamit’i kesin olarak teşhis etmiş, Orhan Miroğlu da Hamit Yıldırım’ın, Gülden Aydın tarafından temin edilen 20 yıl önceki fotoğrafını tanıdık bulduğunu, zihninde kalan suretin bu fotoğrafa çok yakın olduğunu ifade etmişti. Bunun üzerine 2 Temmuz 2012 tarihinde Hamit Yıldırım tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Orhan Miroğlu, Mehmet Eymür’ün 2000’de, Abdülkadir Aygan’ın 2004-2005 yıllarında yaptığı açıklamaların büyük önem arz ettiğine ve Aygan’ın Musa Anter cinayeti ile ilgili anlattıklarının o gecenin hakikatleri ile örtüştüğüne dikkat çekti. Sanık avukatları ise Abdülkadir Aygan’ın geçmişi dikkate alındığında itibar edilebilecek birisi olmadığını belirtti. Buna karşılık Orhan Miroğlu, bunun bir kişisel itibar meselesi olmadığını, Aygan’ın anlatımlarının en azından bir bölümünün gerçeği yansıttığı tespit edildiğinden önemle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

24 Nisan 2016 tarihinde gerçekleşen duruşma sırasında Orhan Miroğlu tekrar Hamit Yıldırım ile yüzleştirildi ve kendisine Hamit Yıldırım’ı hatırlayıp hatırlamadığı soruldu. Miroğlu, duruşma salonunda bulunan Hamit Yıldırım’ın olay tarihinde 18-19 yaşlarında olduğunu, üzerinden 20 yıl geçtiğinden ve faili yalnızca gece karanlığında kısa bir süre gördüğünden teşhis etmesinin zor olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Hamit Yıldırım’ın gençlik fotoğrafının “kafasında bir şeyler canlandırdığını” da tekrarladı.

Tutuklu sanık Hamit Yıldırım’ın avukatı, Orhan Miroğlu’na daha önce verdiği ifadelerde Hamit Yıldırım’ı 25-30 yaşlarında, “Ergani lehçesi” ile konuşan bir kişi olarak tasvir ettiğini hatırlattı ve neden şimdi faili 18-19 yaşında, “Botan lehçesi” ile konuşan bir kişi olarak tasvir ettiğini sordu. Miroğlu, söz konusu ifadeyi ameliyattan çıktıktan hemen sonra verdiğini, yaş meselesini karıştırmış olabileceğini ancak “Ergani lehçesi” ile konuştuğunu hiç söylemediğini, yanlış yazılmış olabileceğini, zaten “Ergani lehçesi” diye bir lehçe olmadığını belirtti.

Miroğlu, ayrıca 2009 yılında Ömer Özüyılmaz’ın kendisine Ergenekon soruşturması kapsamında o dönemde görevli olan “Hamit” isimli korucuları araştırdıklarını söylediğini, kendisine bu korucuların fotoğraflarını gösterdiğini, bu kişilerden birinin de 1981 doğumlu olduğunu, oysaki olay tarihinde 11 yaşında olan bir kişinin cinayeti işlemesinin mümkün olmadığını ileri sürdü. Bununla birlikte Diyarbakır Savcılığı’nın da olaydan sonra şüphelinin (Hamit) fotoğraflarını araştırmaya yönelik hiçbir çaba göstermediğini, zaten teşhisin gerçekleştirildiği fotoğrafa da Gülden Aydın’ın ulaştığını belirtti. Bu bilgilere dayanarak Miroğlu, gerçek Hamit’in saklanmaya çalıştığını iddia etti.

Abdülkadir Aygan’ın İfadesi Nasıl Alınacak?

Eski bir itirafçı olan Abdülkadir Aygan’ın Musa Anter cinayeti dahil pek çok faili meçhul cinayete ve JİTEM’in yapısına ilişkin itirafları, Musa Anter ve JİTEM ana davası açısından büyük önem taşımaktaydı.[1] Ancak Abdülkadir Aygan, İsveç’te siyasi mülteci olarak yaşadığı için, dava açıldığından beri ifadesi alınamamış; yalnızca yazdığı kitaplar ve verdiği röportajlar dava dosyasına girebilmişti. Ayrıca, mahkeme heyeti sanık Abdülkadir Aygan’ın ifadesi alınmadan, tanıkları dinlemeyi reddettiğinden dava tamamen Aygan’ın ifadesine kilitlenmiş, ilerleyemez hale gelmişti.

Katılan vekilleri ilk duruşmalarda Abdülkadir Aygan’ın naip hakim tayin edilerek dinlenmesini talep etmişlerdi. Ancak mahkeme heyeti, Abdülkadir Aygan’ın duruşmada hazır bulunmasını ve SEGBİS ile savunmasının alınması gerektiğini belirterek naip hakim talebini reddetmişti.

Bunun üzerine, Aygan’ın savunmasının alınması için tercüme ve gerekli tüm diğer işlemler yapılarak Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne müracaat edilmesine karar verilmişti. Ancak gerekli evraklar, mahkeme tarafından SEGBİS yönetmeliğine ve uluslararası istinabe usulüne uygun olarak hazırlanamamış ve tercümesi yapılmadan gönderilen dosyalar mahkemeye birkaç defa iade edilmişti. Nihayet gerekli işlemler usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilip başvuru yapıldığında ise, uzun bir süre başvuruya cevap gelmesi beklenmişti.

21 Aralık 2015 tarihli duruşmada, İsveç Yasaları uyarınca Abdülkadir Aygan’ın SEGBİS yoluyla ifadesinin alınabilmesi için, başvuruda sanığın bu yöndeki rızasının bulunması gerektiği tespit edilmişti. Bunun üzerine mahkeme başkanı, İsveç makamlarından, Aygan’ın savunmasının alınmasına ilişkin rızasının bulunup bulunmadığının kendisine sorulmasını ve eğer rızası varsa SEGBİS sistemiyle savunmasının alınmasını talep ederek Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne 27 Kasım 2015 tarihinde müzekkere yazdığını ancak hala cevap gelmediğini belirtmişti. 25 Nisan 2016 tarihli duruşmada Adalet Bakanlığı’nın müzekkereye hala cevap vermediği anlaşıldı.

Bununla birlikte katılan vekillerinin talebi üzerine, mahkeme Abdülkadir Aygan’ın Türkiye’ye iadesi için gerekli işlemleri yapmaya ve bu hususta Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne müzekkere gönderilmesine karar verdi.

“YEŞİL” kod adlı Mamut Yıldırım’ın Sorgusuna İlişkin Belgeler

Katılan vekilleri, Mehmet Eymür’ün ifadelerine dayanarak, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Hasan Tanrıkulu ismiyle göz altına alınıp sonrasında MİT tarafından sorgulamasının yapıldığı ve Mahmut Yıldırım’ın ifadelerinde Musa Anter cinayetine ilişkin bilgiler verdiğini ileri sürmüştü. Bunun üzerine 25 Haziran 2015 tarihli duruşmada mahkeme Hasan Tanrıkulu ismiyle gözaltına alınan Mahmut Yıldırım ile ilgili Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak 22 Ocak 1995 tarihli gözaltına alma ve sonrasına ilişkin işlemlerin ve belgelerin gönderilmesinin istenmesine karar vermişti. Ankara Emniyet Müdürlüğü, bir yıl sonra mahkemeye gönderdiği yazıyla, 22.01.1995 tarihinde Hasan Tanrıkulu adlı bir kişinin şube müdürlüğünde gözaltına alınmadığını belirtmişti. Bunun üzerine katılan avukatlarından Selim Okçuoğlu, Mahmut Yıldırım’ın Hasan Tanrıkulu adıyla gözaltına alındığına ilişkin bilgilerin Mehmet Eymür’ün tanık olarak dinlenmesi ile elde edilebileceğini söylemişti.

Bunun üzerine 14 Mart 2016 tarihli duruşmada MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür tanık sıfatıyla dinlenmişti. Eymür verdiği ifadede, Mahmut Yıldırım’ın MİT elemanı olduğunu, önce Bingöl Bölge Müdürlüğü’nde çalıştığını, Jandarma ile çalışmaya başladığında MİT ile ilişiğinin kesildiğini ancak daha sonra “faydası olur” gerekçesiyle tekrar göreve çağırıldığını söylemişti. Ayrıca, Yeşil’in Musa Anter cinayetinde yer aldığını, ancak 1996’dan sonra kendisinden haber alınamadığını, o dönemde Mahmut Yıldırım’ı kontrol eden başka kişiler olduğunu, onların bu hususta daha çok bilgiye sahip olduğunu belirtmişti.

Son duruşmada, Orhan Miroğlu, Yeşil’in MİT’te sorgulanmaktan ziyade “sohbet” ettiğini, sorgu sırasında kimsenin Yeşil’e Musa Anter cinayetini sormadığını, bu konuda çok fazla dezenformasyon olduğunu, Yeşil’in oğlunun yazdığı bir kitabın özetlenerek Yeşil’in ifadesi diye sunulduğunu ileri sürdü.

Bu bilgilere dayanarak Miroğlu, MİT’in Musa Anter’in öldürüleceğinden haberdar olduğunu iddia etti ve Musa Anter’in Diyarbakır’a gitmeden önce Ankara’ya gelip koruma talep ettiğini de ekledi. Uğur Mumcu ve Musa Anter cinayetlerinin benzerliğine dikkat çeken Miroğlu, MİT’in bu cinayetlerde “Haberdarız ama biz karışmadık” gibi bir yaklaşımı olduğunu ileri sürdü.

Orhan Miroğlu’nun açıklamaları üzerine katılan avukatlarından Selim Okçuoğlu, PKK’den kaçarak Irak’a giden ve itirafçı olan Cemil Işık’ın, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından Türkiye’ye getirildiğini ve 3 yıl kayıt dışı tutulduğunu belirtti. Ayrıca, Cemil Işık’ın Irak’tan getirilmesinin Anter cinayetiyle ilişkili olduğunu düşündüklerini söyledi.

Aynı zamanda Orhan Miroğlu, Hanefi Avcı’nın yargılandığı Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 1998/27 esas sayılı dosyasının içerisinde Mahmut Yıldırım’a ait telefon dökümlerinin bulunduğunu ileri sürdü. Bunun üzerine Mahkeme, ilgili kayıtların gönderilmesine ilişkin bir ara karar aldı.

Son olarak katılan avukatları, Mehmet Eymür’ün Mahmut Yıldırım’ın sorgusuna ilişkin olarak önceki duruşmada verdiği beyandan daha fazla bilgiye sahip olduğunu ve yine söz konusu sorguya ilişkin olarak elinde bulunan belgelerin dava dosyasına girmesi gerektiğini belirtti.

JİTEM Ana Davası Arka Planda mı Bırakılıyor? 

Duruşma sona ermeden önce söz alan katılan avukatlarından Diyarbakır Baro Başkanı Ahmet Özmen, büyük resme bakmaktansa, gereksiz ayrıntılarla zaman kaybedildiğinin altını çizdi. Duruşma başladığından beri, JİTEM’in varlığının, JİTEM yapılanması içinde PKK itirafçılarının ve korucuların bulunup bulunmadığının, JİTEM’in bu kişileri kullanıp kullanmadığının tartışıldığını ancak herkesin bildiği bir gerçeği tartışmanın bir anlamı olmadığını söyledi. AİHM’nin Yaşar-Türkiye kararını hatırlatan Özmen, Türkiye’de devlet görevlilerince işlenen suçlarda cezasızlığa ve etkin soruşturma eksikliğine dikkat çekti. Etkili soruşturmanın faili bulmak değil, yaşam hakkı ihlaline yol açan şartları ve koşulları tespit etmek olduğunu vurguladı. Önemli olan tek şeyin Musa Anter’i kimin öldürdüğünü bulmak değil, bu cinayeti mümkün kılan yapılanmayı aydınlatmak olduğunu söyleyen Özmen, yargılamanın sadece Musa Anter cinayetine odaklanmasından ve JİTEM Ana Davası’nı arka planda bırakarak ilerlemesinden yakındı.

Mahkeme, bir sonraki duruşmada, katılan Orhan Miroğlu’nun tanık olarak belirttiği Arif Bekiroğlu ve İhsan Aydemir’in dinlenmeleri için mahkemeye bilgi verildiğinde duruşma arasında işlem yapılmasına; taraf beyanlarında adı geçen Gülden Aydın, Feridun Yazar, Nevin Soyukaya, Samet Aydın, Ömer Özüyılmaz’ın tanık olarak mahkemeye bilgi verildiğinde haklarında çağrı kağıdı çıkarılmasına; JİTEM’de sivil memur olan Ali Ozansoy ve Albay Cahit Aydın’ın adresleri bildirildiği takdirde duruşma sırasında tanık olarak dinlenmeleri için çağrı kağıdı çıkarılmasına; tanık Süphan Mete ile ilgili yazılan talimat cevabının araştırılarak mahkemeye bilgi verilmesi için ilgili mahkemesine müzekkere yazılmasına; Veli Küçük’ün mazeretinin kabulü ile tanık olarak dinlenmesi için yeniden çağrı kağıdı çıkarılmasına; Mehmet Eymür’ün tanık olarak beyanında belirtmiş olduğu Mahmut Yıldırım’ın sorgusuna ilişkin belgeleri mahkememize ibrazı için çağrı kağıdı çıkarılmasına karar verdi.

Bir sonraki duruşma 20 Haziran 2016 tarihinde 10.30’da görülecek.

IMG-20160425-WA0001

 

 

[1] Nitekim, Abdülkadir Aygan, Musa Anter cinayetinin Yeşil (Mahmut Yıldırım) tarafından planlandığını, kendisinin de cinayeti gerçekleştiren JİTEM timinin içerisinde yer aldığını, kendisinin ve “Hogir” kod adlı Cemil Işık’ın cinayet sırasında bölgede olduklarını, tetiği Şırnaklı Hamid’in çektiğini belirtmişti. Musa Anter cinayeti sırasında JİTEM’in telsiz kumanda merkezinde itirafçı Ali Ozansoy’un görev aldığını ve cinayet gecesi JİTEM Tim Komutanı ve Grup Komutan Vekili Savaş Gevrekçi’nin nöbetçi olduğunu ileri sürüyordu.

 

Yayınlanma tarihi

28/04/2016

Kategori Listesi