Uğur Kaymaz ve Ahmet Kaymaz Davası

İlk Duruşma Tarihi:
21 Şubat 2005
Dava Mahkemesi:
Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi
İlgili kararlar:
Sanıklar:
Mehmet Karaca, Seydi Ahmet Töngel, Yaşafettin Açıksöz, Salih Ayaz
Maktuller:
Uğur Kaymaz, Ahmet Kaymaz

Uğur Kaymaz ve Ahmet Kaymaz Davası

21 Kasım 2004 tarihinde saat 16:30 sıralarında Mardin İl Emniyet Müdürlüğü ile Kızıltepe Emniyet Müdürlüğüne bağlı kolluk görevlileri tarafından emniyet birimlerine gelen ihbar sonucunda Ahmet Kaymaz’ın PKK ile bağlantılı olduğu değerlendirmesiyle Kaymaz ailesinin evine yönelik  düzenlenen operasyonda 31 yaşındaki Ahmet Kaymaz ile 12 yaşındaki oğlu Uğur Kaymaz ikamet ettikleri evlerinin önünde öldürüldü.

Olaydan sonra Kızıltepe Cumhuriyet Savcısı olay yerine giderek inceleme yaptı. 22 Kasım 2004 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Savcılığı tarafından re’sen soruşturma başlatıldı.Yapılan otopsi sonucunda, Ahmet Kaymaz’ın vücudunda çok sayıda mermi isabet ettiği tespit edildiği, ölüm nedenin olarak akciğer, karaciğer ve bağırsak yaralanmaları kaydedildi. Oğlu Uğur Kaymaz’ın vücudunda ise 13 mermi yarası bulundu. Otopsi raporuna göre mermilerin çoğunlukla sırt bölgesine isabet ettiği ve kalp ile akciğerde ciddi tahribata yol açtığı belirtildi. Hem Ahmet hem de Uğur Kaymaz’ın kıyafetlerinde yapılan incelemelerde barut izine rastlanmadı, bu nedenle atışların yakın mesafeden yapılmadığı değerlendirildi. 

Soruşturma açılmasının hemen akabinde dosyada gizlilik kararı verildi. Kaymaz ailesinin avukatları Kızıltepe Savcılığından dosyadaki belgelerin tamamının birer kopyasını talep etti. Kızıltepe Sulh Ceza Mahkemesi, dosyanın “gizli” olarak sınıflandırıldığı 22 Kasım 2004 tarihli kararına atıfta bulunarak, bu talebi reddetti. Kaymaz ailesinin avukatları dosyadaki gizlilik kararına itiraz ettiler. Yapılan itiraz Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.

Soruşturma sürecinde polis ifadelerinde, şahısların “dur” ihtarına ateşle karşılık verdiği, bunun üzerine meşru müdafaa kapsamında ateş ettikleri öne sürüldü. Ahmet Kaymaz’ın eşi, kardeşi ve mahalledeki komşular tanık olarak dinlendi.

Soruşturma sürecinde bir dizi bilirkişi raporu alındı.İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi’nin 30 Kasım 2004 tarihli Balistik Raporunda,Ahmet Kaymaz’a ait olduğu iddia edilen kalashnikov ve Uğur Kaymaz’a ait olduğu iddia edilen Kalashnikov marka silahların ikisinde de barut artıkları bulundu. Ancak bu silahlardan en son ne zaman ateş edildiği belirlenemedi.Olay yerinde bulunan 29 adet 9 mm. kovanın; 21’i MP-5 marka makineli tabancadan, 6’sı Uzi marka, 2’si Uzi marka silahlardan atılmıştı.1 adet 5.56 mm. kovanın M16-A2 marka tüfekten atıldığı tespit edildi.13 adet 7.62 mm. kovanın; 8’i Uğur’a, 5’i Ahmet’e ait olduğu iddia edilen Kalashnikov tüfeklerden atıldığı belirtildi. Uğur’dan çıkarılan 1 adet 9 mm. çekirdeğin MP-5 marka silahtan, Ahmet’ten çıkarılan 1 çekirdeğin ise Uzi marka silahtan çıktığı tespit edildi. İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi’nin 9 Aralık 2004 tarihli raporunda, Ahmet Kaymaz’a ait kıyafetlerde atış mesafesini gösterecek yanık, kavruk veya barut isi bulunmadı. Yakın mesafe atışına işaret edecek barut artığı saptanmadı. Uğur Kaymaz’a ait kıyafetlerde de kısa namlulu silahlar için yakın mesafe (35–40 cm) ve uzun namlulu silahlar için yakın mesafe (75–100 cm) kriterleri dahilinde atış yapılmadığı belirtildi. Gerçek atış mesafesi tespit edilemedi. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı’nın 13 Aralık 2004 tarihli raporunda, her iki kalashnikov tüfek, tam otomatik ve 7.62x39 mm. çapında olup çalışır durumda olduğu, Ahmet’e ait olduğu bildirilen silahın, 7 Ağustos 2004’te Mardin'de 4 polisin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıya ait olay yerinde bulunan 12 kovandan bazılarının atıldığı silah olduğu tespit edildi. Adalet Bakanlığı ATK Kimya İhtisas Dairesi’nin 13 Aralık 2004 tarihli Toksikoloji raporunda, Ahmet Kaymaz’ın sağ el iç swapında kurşun, Uğur Kaymaz’ın sağ ve sol ellerinde antimon ile kurşun artıklarına rastlandığı ve  bu bulguların, silah kullanımına işaret edebileceği gibi, çevresel temasla da oluşmuş olabileceği belirtildi. İstanbul ATK İhtisas Kurulu’nun 22 Aralık 2004 tarihli raporunda:Her iki kişiye isabet eden kurşunların, kullanılan silahların tipine göre uzak atış mesafesinden (kısa namluda 35–40 cm, uzun namluda 75–100 cm’den) yapıldığı; bu nedenle atışların yakın mesafeden olmadığı belirtildi. Atış mesafesi, giriş-çıkış noktaları ve mermi trajeleri dikkate alındığında, kişilerin olay anında hareketli olup olmadıkları belirlenemedi.

Soruşturma sonunda Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı, dört polis hakkında “meşru müdafaa sınırının aşılması suretiyle faili belli olmayacak şekilde kasten adam öldürme” suçlamasıyla fezleke hazırlayarak dosyayı Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Aynı dosyada yer alan Mardin İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları ve emniyet amirleri ile müdür yardımcısı olan beş polis hakkında takipsizlik kararı verildi. Kaymaz ailesinin avukatları takipsizlik kararına itiraz etti, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi yapılan itirazı reddetti. 

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı 27 Aralık 2004 tarihinde "Meşru müdafaa sınırının aşılması suretiyle, müstakil faili belli olmayacak şekilde adam öldürme" suçundan dört polisin cezalandırılmalarına ilişkin iddianame düzenledi. 

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi ve Polis Başmüfettişi tarafından idari soruşturma başlatıldı.11 Ocak 2005 tarihli rapora göre, dört polis hakkında disiplin işlemi yapılabilmesi için önce yargı sürecinin tamamlanması gerektiğini belirtti. Mahkeme kararıyla iddialar sabit görülürse, bu kişilere Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü uyarınca "silahıyla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermek" gerekçesiyle disiplin soruşturması açılması önerildi. Ayrıca, operasyondan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı’nın operasyon hedefi olan kişinin kaçmasına engel olamaması nedeniyle görevinde gerekli önlemleri zamanında almadığı ve bu nedenle hakkında doğrudan disiplin soruşturması başlatılması gerektiği ifade edildi.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame sonrasında Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Davanın açılmasının akabinde, Kaymaz ailesinin avukatları,  sanık polislerin tutuklanması talep etti ve  bu talep mahkemece reddedildi.

Mardin’de görülen ilk duruşmada sanık müdafileri tarafından güvenlik gerekçesiyle davanın başka bir şehire nakledilmesi talep edildi. Daha sonra mahkeme tarafından Adalet Bakanlığının istemiyle davanın başka bir şehire nakli talep edildi ve dava Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde 20 Temmuz 2005 ile 18 Nisan 2007 tarihleri arasında çok sayıda duruşma yapıldı.

Dava sırasında alınan bilirkişi raporlarında, Ahmet Kaymaz ve Uğur Kaymaz’a çok sayıda merminin isabet ettiğini ve ölümcül yaralar aldıkları, atış mesafesi net olarak tespit edilememiş, el swaplarında çıkan atıkların nasıl bulaştığı kesinleştirilememiş, ayrıca kimin önce ateş ettiğine ilişkin tıbbi olarak belirleme yapılamamıştır. 

Kaymaz ailesinin avukatları tarafından yargılama boyunca davanın seyrine dair çeşitli tespit ve talepler belirtildi:

  • Davanın Mardin'den Eskişehir'e naklinin, etkili bir soruşturma yürütülmesi ilkesine aykırı olduğu ifade edilmiştir.
  • Neredeyse tüm duruşmalarda keşif talebinde bulunulmasına rağmen bu taleplerin reddedildiği, dolayısıyla olayın sahada aydınlatılmasına imkân verilmediği vurgulanmıştır.
  • Delillerin güvenliğinin sağlanamadığı, özellikle İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan geri gelen bez torbada üç adet delik tespit edildiği ve bu durumun fotoğraflandığı, el svaplarının bulunduğu zarfın mührünün sökülmüş ve açık şekilde Adli Tıp’a ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca el svaplarının nasıl, kim tarafından, nerede ve kaç adet alındığının belirsiz olduğu ifade edilmiştir.
  • Ev arama işleminin, savcı huzurunda yapılmış gibi gösterilmesine rağmen ev arama tutanağında savcı imzasının bulunmadığı ve hazırlık sürecinde kolluk görevlilerinin belirleyici rol oynadığı belirtilmiştir.
  • Soruşturmanın başında Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan gizlilik kararıyla şikâyetçi tarafın delillere erişimi ve etkin katılımının engellendiği, buna karşılık dosyanın sanık tarafına açık kaldığı ve bunun soruşturmanın yönlendirilmesine yol açtığı ifade edilmiştir.
  • Soruşturma ve delil toplama işlemlerinin, olayın failleri ile aynı hiyerarşideki kolluk birimleri tarafından yürütülmesinin, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesini zedelediği belirtilmiştir.
  • Soruşturma dosyasına, maktulleri suçlayıcı ancak olayla ilgisi bulunmayan belgelerin eklendiği, bu belgelerin savcı talimatı olmadan dosyaya konulduğu vurgulanmıştır.
  • Olay yerinin kamera ile kayda alındığı ve çevresinin güvenlik bandı ile kapatıldığı halde sabaha kadar nöbetçi bırakılmadığı, buna rağmen ertesi gün yeni kovan ve mermilerin bulunduğu ve bu durumun delil güvenilirliği açısından ciddi şüphe doğurduğu belirtilmiştir.
  • Olaydan hemen sonra Mardin Valiliği’nin yayınladığı açıklamada, ölenlerin “örgüt üyesi” olduklarının ilan edilmesinin, soruşturma sürecini ve tarafsızlık algısını olumsuz etkilediği dile getirilmiştir.
  • Silah kullanan güvenlik görevlilerinin el svaplarının alınmadığı, silahlarına derhal el konulmadığı, sanıkların bağlı olduğu emniyet müdürlüklerine olaydan ancak 13 gün sonra yazı yazıldığı ve ancak o tarihte silahların tespiti için işlem başlatıldığı tespit edilmiştir.

Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda,olayın yasal savunma şartlan içerisinde gerçekleştiği sonucuna varılarak sanıklar hakkında 765 Sayılı TCK’nın 49. maddesi kapsamında beraat kararı verildi. Temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay sanıklar hakkında verilen beraat kararını onadı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Davanın iç hukukta beraatle sonuçlanmasının ardından Kaymaz ailesinin avukatları, AİHM’e başvuruda bulundu. AİHM, olayda yalnızca isimsiz bir ihbar dışında, evde PKK üyelerinin bulunduğunu veya bir terör saldırısının planlandığını gösteren somut hiçbir delil bulunmadığını, giriş ve çıkışları gözetim altında tutulan bir eve yönelik, önceden planlandığı anlaşılan operasyonda, kolluğun şüphelilere dair tehlike değerlendirmesinin yetersiz olduğunu, operasyon anına dair kolluk ifadelerinde çelişkiler bulunduğunu ve bu nedenlerle operasyonun planlanması ve yürütülmesinde ciddi eksiklikler olduğunu belirtti. AİHM, söz konusu operasyonun, ölümcül güç kullanımından kaçınılması yönündeki yükümlülükle bağdaşmadığı; olay sonrası yapılan yargılamada olaya karışan polis memurlarının olayların meydana geldiği tarihten on günden çok daha sonra ifadelerinin alındığını, Kaymaz ailesinin evini gözetlemekle görevli iki polis memurunun olaylardan yaklaşık bir yıl sonra ifadelerinin alındığını, aile avukatlarının ısrarlı keşif taleplerine rağmen bu talebin reddedilmesinin, Ahmet Kaymaz ile Uğur Kaymaz yanında bulunan silahlar üzerinde parmak izi aramak için herhangi bir girişimde bulunulmadığını belirterek yaşam hakkının hem esas hem usul bakımından ihlal edildiğine karar verdi. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sonrası Anayasa Mahkemesi Süreci

AİHM tarafından yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine, aile avukatları AİHM kararında yapılan tespitleri gerekçe göstererek, 5271 sayılı CMK’nın 311. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi talebinde bulundu. Yargılamanın yenilenmesi talebi Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu karara karşı aile avukatları itirazda bulundu ve itiraz reddedildi. İtirazın reddedilmesi üzerine aile avukatları AYM’ye  bireysel başvuruda bulundu. AYM, 5271 sayılı Kanun'un 314. maddesi uyarınca sanıklar aleyhine yargılamanın yenilenmesine imkân tanınmadığına ve bu nedenle ihlalin giderimi için kullanılabilecek bir yol bulunmadığına hükmetti ve başvuruyu kabul edilemez bulundu.

Karşı Suçlamalar

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahmet Kaymaz ve Uğur Kaymaz hakkında ruhsatsız ve taşınması yasak olan ateşli silahı taşımak suçundan dolayı soruşturma açıldı. Ahmet Kaymaz ve Uğur Kaymaz'ın ölmesi nedeni ile takipsizlik kararı verildi.

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “terör örgütüne yardım ve yataklık etmek” suçlarından Ahmet Kaymaz, Uğur Kaymaz, Makbule Kaymaz  ve Ahmet Kaymaz’ın kardeşi hakkında soruşturma açıldı ve soruşturma sonunda Ahmet Kaymaz ve Uğur Kaymaz ölmesi nedeniyle Makbule Kaymaz  ve Ahmet Kaymaz’ın kardeşi yönünden ise yeterli ve inandırıcı delil ve emare bulunmadığı gerekçesi ile takipsizlik kararı verildi. 

İdare Mahkemesi Süreci

Makbule Kaymaz, eşi ve oğlunun öldürülmesine ilişkin olarak Mardin İdare Mahkemesinde 5233 sayılı Kanun kapsamında dava açtı ve bu dava reddedildi. Yapılan temyiz sonucunda AİHM tarafından ihlal kararı ile tazminata hükmedilmesi nedeniyle Mardin İdare Mahkemesinin kararı onaylandı.